“Cennet anaların ayağının altındadır” sözü, toplumda anneliğe yüklenen kutsal anlamı en güçlü biçimde temsil eden ifadelerden biridir. Bu söz, ilk bakışta anneliğin değerini yücelten bir anlam taşıyor gibi görünür. Ancak daha yakından bakıldığında, kadının varlığından çok annelik rolünün ve doğurganlığının öne çıkarıldığı bir toplumsal anlatıya da işaret eder.
Annelik elbette güçlü, dönüştürücü ve çok özel bir deneyim olabilir. Fakat burada insanın içine yerleşen başka bir soru vardır: Her anne gerçekten kutsal mıdır? Sırf doğurmuş olmak, bir kişiyi otomatik olarak merhametli, şefkatli, vicdanlı ve güvenli bir ebeveyn yapar mı?
“Annelik yalnızca biyolojik bir gerçeklik değil; aynı zamanda etik, duygusal ve psikolojik bir sorumluluktur.”
Annelik Biyolojik Bir Olaydan mı İbarettir?
Annelik dediğimiz şey yalnızca biyolojik bir olaydan mı ibarettir, yoksa bakım vermeyi, güvenli bağ kurmayı, çocuğun ruhsal ihtiyaçlarını fark etmeyi ve sorumluluk almayı da içeren daha geniş bir süreç midir?
Çünkü dünyada yalnızca sevgiyle büyütülmüş çocuklar yoktur. Hatalarla, cezalarla, korkuyla, aşağılanmayla, ihmal ya da şiddetle büyütülmüş çocuklar da vardır. Bu çocukların hafızasında “anne” figürü bazen bir sığınak değil; ilk yara, ilk korku ya da ilk görülmeme deneyimi olabilir.
Anne Figürünün Sorgulanamaz Hale Gelmesi
Toplum, anne figürünü çoğu zaman öylesine kutsal bir yere koyar ki, annenin zarar verici olabileceği ihtimali bile neredeyse tabu sayılır. Anne kırabilir ama sorgulanmaz. Anne incitebilir ama yine de “o senin annen” denir.
Bu noktada annelik, insanî bir deneyim olmaktan çıkarılıp sorgulanamaz bir makama dönüştürülebilir. Böyle olduğunda annenin davranışları değil, yalnızca ünvanı kutsanır. Oysa bir ünvan, karakterin ya da bakım verme kapasitesinin garantisi değildir. Nasıl her baba koruyucu değilse, her anne de otomatik olarak şefkatli ve güvenli olmayabilir.
Kadını Role İndirgemek
Belki de problem tam burada başlar: Kadınları insan olmaktan çıkarıp yalnızca bir role dönüştürdüğümüzde. Çünkü insan hata yapabilir, zarar verebilir, sevgisiz olabilir, hatta zaman zaman zalimleşebilir. Ancak “anne” figürü kutsal ilan edildiğinde, onun insan tarafını konuşmak zorlaşır.
Böylece çocukların yaşadığı psikolojik yıkımlar görünmezleşebilir. “Ama o senin annen” cümlesi, yıllarca taşınan kırgınlıkların, travmaların ve duygusal yüklerin üstünü örten bir perdeye dönüşebilir.
Kadının Değeri Annelikle Sınırlı Değildir
Kadını yalnızca anne kimliğiyle tanımlamak; onun düşünsel, ruhsal ve bireysel varlığını daraltır. Çünkü kadın, anne olsa da olmasa da; doğursa da doğurmasa da başlı başına bir varoluştur.
Hiçbir toplumsal anlatı, bir insanın yalnızca başkalarına verebildiği, bakım sunduğu ya da doğurduğu ölçüde değerli olduğu fikrini meşrulaştırmamalıdır. Annelik bir değer olabilir; ancak kadının değerinin tek kaynağı annelik değildir.
Doğurmak ve Bakım Vermek Aynı Şey Değildir
Annelik, elbette güçlü bir bağ kurma ve dönüşüm deneyimi olabilir. Ancak bir kadının yalnızca doğurduğu için ahlaki olarak yüceltilmesi, anneliği anlamaktan çok insan gerçekliğini inkâr etmeye dönüşebilir.
Çünkü doğurmak başka bir şeydir, bakım vermek başka. Dünyaya çocuk getirmek başka bir şeydir, o çocuğun ruhunu incitmeden büyütebilmek başka. Ve hiçbir çocuk, sırf annesi olduğu için bir yetişkini koşulsuz biçimde kutsamak zorunda değildir.
- Annelik yalnızca biyolojik değil, psikolojik ve etik bir sorumluluktur.
- Anne figürünü sorgulanamaz hale getirmek, çocuğun yaşadığı acıyı görünmez kılabilir.
- Kadının değeri annelik rolüyle sınırlı değildir.
- Doğurmak ile güvenli bakım vermek aynı şey değildir.
- Çocukluk yaralarının anlaşılması, iyileşme sürecinin önemli bir parçasıdır.
Kutsal Annelik Miti Çocukların Sesini Susturabilir
Belki de artık anneliği romantize etmek yerine daha dürüst biçimde konuşmak gerekir. Çünkü kutsal annelik miti yalnızca kadınlara ağır roller yüklemez; aynı zamanda anneden zarar görmüş çocukların acısını da susturabilir.
Anneyi erişilmez ve sorgulanamaz bir yere koydukça, anneden incinmiş insanların sesini kısmış oluruz. Oysa psikolojik iyileşme, yaşananları inkâr etmekle değil; duyguları, ilişki örüntülerini ve çocukluk deneyimlerini dürüstçe görebilmekle başlar.
Gerçek Merhamet, Gerçeği Görebilmektir
Gerçek merhamet, kimseyi sorgulanamaz ilan etmekten geçmez. Bir insanı tüm karanlığı ve ışığıyla, tüm yapabilme ve yapamama halleriyle görebilmekten geçer. Anne de bir insandır; hata yapabilir, eksik kalabilir, zarar verebilir ya da iyileşmek için kendi geçmişiyle yüzleşmeye ihtiyaç duyabilir.
Bu nedenle annelik üzerine konuşurken hem annenin yükünü hem de çocuğun yaşadığı duygusal gerçekliği aynı anda görebilmek önemlidir. Çünkü iyileşme, kutsal rollerin arkasına saklanmadan; insanı, ilişkiyi ve yarayı olduğu gibi görebildiğimiz yerde başlar.